Kara Kartal Zirveye Kondu!
Kayseri Erciyesspor:2 - Beşiktaş:4
Enteresan bir güven..
Maçtan önce Beşiktaş Camiası liderliğin geleceğinden emindi. Haftanın son maçından önce ligdeki hiç bir takım 2'de 2 yapamamıştı ve Beşiktaş'ın elinde bu fırsat vardı. Bu liderlik, tam 144 lig haftasının ardından; yani 2009 yılındaki şampiyonluk gecesinden sonra ilk kez yakalanacak, çok hasreti çekilen ve çok kıymetli bir liderlikti Beşiktaş için. Aslında geçen sezon aynı duruma birkaç kez gelmişti Beşiktaş. Bulduğu her fırsatta, saçma bir gol yiyerek puan kaybettiği için kıl payı liderlik koltuğuna oturamadan haftayı tamamlamıştı. İşte bu gerçeğin tedirgin etmesi gereken camia, enteresan bir şekilde hiç de tedirgin değildi!..
Bu güven nereden geliyordu Beşiktaşlıya?
Son yıllarda ligimizde bir deplasman zafiyeti başladı. Büyük takımlar bile eskiden olduğu gibi maçları seriye bağlayamıyor; içerde-dışarda maç kazanamıyorlardı peş peşe. Üstelik, Erciyes takımı Süper lig deneyimi yüksek oyuncu grubu kurmuş, başlarına da Fuat Çapa gibi çağdaş futbol oynatan gerçekten iyi de bir teknik adamla yola çıkmıştı. Bu deplasman ligimizdeki her takım için gerçekten zor olmalıydı. Ama her Beşiktaşlı bunu da bile bile enteresan bir şekilde galibiyetten ve liderlikten emindi maç öncesinde!..
Beşiktaş gerçek anlamda "büyük" bir kulüp. Taraftarı da büyük taraftar. Liderlikleri, şampiyonlukları çok yaşamış, çok hazmetmiş bir camia. Elbette bunun avantajı, bunun tecrübesi var. Ama bunun da ötesinde bir gerçek vardı Beşiktaşlıyı bu maç öncesi bu kadar kendine güvendiren: Bilic!... Hırvat teknik adamın modern futbolun gereklerine göre şekillendirdiği, şablonun da ötesinde mantalite de aşıladığı "yeni Beşiktaş" takımı, sahada "hep beraber" oynuyor, futbolun gereklerini yerine getiriyor, camiasına güven veriyordu. Üstelik ligde henüz sadece bir maç oynamışlardı. Ama değişimi ve gelişimi görmemek mümkün değildi.
İşte maç bu duygular içinde başladı. Erciyes beklenenden de diri ve fırsatçı çıkıyor, Beşiktaş karşısında 2 kez öne geçmeyi başarıyordu. Ama sahada mücadele eden Beşiktaş takımı altta kalmaya hiç niyeti olmadığını inatçı ve sabırlı futboluyla gösteriyor, Erciyes'i iki sefer de yakalıyor ve öne geçiyordu.
Maç Beşiktaşlılar açısından 4 gollü galibiyetle gelen liderliğin hazzıyla çok güzel bitti. Akılda kalanları vurgulamakta yarar var. İlk yarının sonlarına doğru bir pozisyonda topa tam anlamıyla sahip olmuş kaleci Tolga'nın kafasına "şakayla karışık Sadri Alışık" yapıp tekme vuran Fileminks çok ayıp etti! Tolga devre arasında hastaneye götürülmek durumunda kaldı. Allah'tan, sonraki maçlara kadar sarkan bir sakatlık olmadı.
Ersan sol bekte gerçekten olmuyor. Hücumdan vazgeçtik zaten de çok istekli olmasına rağmen savunma da aksıyor. Ersan'ın stoper alışkanlıkları var. Ama bek alışkanlığı yok. Hata yapıyor.. Arkasını toparlarken stoperlerin anası ağlıyor... Hatasından gol yiyip geriye düştükten sonra Ersan gerçekten çok üzüldü; her halenden belli oluyordu. Erciyes’i yakalayıp öne geçiren ikinci ve üçüncü gollerimizden sonra gol atanlara sarılıp öyle bir teşekkür edişi vardı ki..
Almeida'ya "gerçekten de top gelmiyor". Arkadan, havadan, 60 metreden, gökyüzünden süzülerek gelen UFO topları pas olarak kabul etmiyorum. Böyle bir futbol anlayışı olamaz. Stoperlerimize duyurulur!.. Almeida o topları tutacak, dönecek, adam geçecek, şut atacak, gol bulacak. Öyle mi? Almeida'nın en önemli özelliği, yandan kafasın-önüne atılacak toplara darbeli vuruşlar yarak bulacağı sayısız goldür. Ama bu paslar hiç gelmiyor. Çünkü Beşiktaş hücumda kanatları kullanamıyor. Bu da beklerin hücumlara yeterli desteği veremeyişinden kaynaklanıyor tabi. Ersan saatli bomba olduğu için Serdar da çıkamıyor. İşin Türkçesi bu. Yoksa Serdar Kurtuluş sağ kanadı koridor yapar...
Oğuzhan bu takıma şart oğlu şart. Oyuna girdiğinde Almeida'nın önüne topu yuvarlayışı ve dördüncü golü Portekizliye attırması, hem kendini, hem Almeida'yı hem de 3 puanı kazandırdı Kartal'a. İstediği pasları bir türlü alamayan Almeida’nın maç boyu yüzü asıktı. Giderek kopuyordu. Oğuzhan’ın pasında golü bulduktan sonra Almeida adeta hayata döndü saha içerisinde…
Orta üçlü..
Bilic Hoca takımın geçen sene çok gol yediğini biliyor. Problemi orta sahada çözmek istiyor. Bu yüzden çift ön liberodan asla vazgeçmiyor. Veli-Haçinsın ikisini de bu yüzden bozmamaya gayret ediyor. Önlerine de oyun kurucu, pas dağıtıcı olarak Fernandes ustayı koyuyor. Ama bence Fernandes bütün yeteneğine rağmen, hem rakip ön liberoların kucağında kalması yüzünden, hem de ağır oynaması yüzünden yeterince pas yapamıyor.
Önerim; Veli'den feragat edip, Fernandes-Hatınsın ön libero ikilisinin önüne Oğuzhan'ın monte edilmesidir. O zaman Fernandes de daha rahat oynayacaktır. Evet, Haçınsın'ın yükü biraz daha artar. Onu da Veli ile yedeklersin. Stoperlerine "bu adama yakın oynayın, destek verin" dersin.
Sonuç olarak;
Sol bek problemini çözmek için iki sene uğraştıktan sonra transfer edilebilen Gökhan Süzen formasını Ersan'a kaptırdı ya.. Sakatlık problemi yoksa, Gökhan kardeşim adına çok üzgünüm.. Bütner ismi dolaşıyor ortalarda. Bu adamı kiralık değil, tapusuyla almak lazım. Çünkü İsmail Köybaşı da bize ilaç değil. İsmaili istatistik tutarak isledim pek çok maç. Hücumu iyi (maç başına 4-5 orta, hepsi o kadar) ama savunması kötü (maç başına 5-6 tehlike) bir bek!..
Uzun bir aradan sonra lideriz. Takım ligin ilk 2 haftasında puan kaybetmeyen tek takım. İlk iki haftada deplasman galibiyeti olan tek takım yine biziz. Attığımız goller, rakibe pozisyon vermeyişimiz, hep artılarımız.
Ben memnunum takımdan...

