9 Mayıs gecesi Beşiktaş Başkanı Fikret Orman'ı TRT Spor’da gördüm. Katıldığı programda bir takım açıklamalarda bulundu ve gazetecilerin, merak edilen konulardaki sorularına cevaplar verdi. Programı baştan yakalayamadım. Yakaladığım konulardan hatırladıklarım şunlar:
Benim için en önemli meselelerden biri stat meselesidir. Her sene rakiplerimizden ciddi miktarlarda daha az stat geliri elde ediyoruz. Bu farkı kapatmamız gerekiyor. Stadımızın sağında solunda yol var; önünde yükselemiyoruz. Bunlar bizi sınırlıyor. Stadın mevcut alana belirli bir eğim ile yapılacak bir inşaat şekli var. Bu yüzden 42 bin kişilik stat yapıyoruz. Yoksa, 100 bin kişilik stat yapabilecekken 42 binde durmuş değiliz.. Sezon bitiminde yıkıma başlayacağız. 1 sezonda bitirmeyi hedefliyoruz. Yoksa kaybımız çok daha büyür. Stadı sponsorlara yaptırmayacağız. Stadı yapmak için “Beşiktaş İnşaat A.Ş.”yi kurduk. İnşaat benim işim. Bu işi iyi bilirim. Stadımızı kendimiz yaparak, maliyetini yaklaşık yüzde 30 oranında daha düşük gerçekleştireceğiz. Gelecek sezon maçlarımızı nerede oynayacağımız henüz belli değil. En kötü ihtimalle Olimpiyat Stadında oynarız.
Borçlarımız 500 küsür trilyondan, 420 trilyona geriledi. (Bu, altı çizilmesi gereken, gerçekten büyük başarı arkadaşlar. Aynı dönemde hangi kulübün borcu 100 trilyon geriledi???) Demirören, alacağı olan 100 trilyonu bağışlarsa, borcumuz 320 trilyona düşecek. Önümüzdeki 3-4 sene sonunda Beşiktaş, borcu 100-200 trilyon arasında olan, kendi kendine dönebilen bir kulüp haline gelecektir.
Camia, Demirören’den hesap sorulmasını istiyor. Ancak ben Beşiktaş’a zarar verecek / Beşiktaş’ın itibarını zedeleyecek bir çekişme – bir tartışma – bir mahkemeleşme içine girmek istemiyorum. Bunun için önümüzde 10-15 günlük bir süre daha var, Demirören’den bu süre içinde alacaklarını hibe etmesi konusunda bir girişim bekliyorum. Olmazsa, 15 gün sonra mecburen hesap sorma işlerine girişeceğiz. Bu işlerde dikkatli olmak gerekir. Mesela Demirören’e “Tabata’yı niye transfer ettin” diye sorulmaz. İhtiyaç vardı ki transfer ettiler. Bizim elimizde yalnız kendi kulübümüzün defterleri var. Biz yalnız kendi kayıtlarımızı inceleyebiliriz. Kulübümüzün verdiği paraların diğer kulüp defterlerine nasıl kaydedildiğini biz bilemeyiz…
Sergen Yalçın’ın, gelecek yıl için kulübümüzde futbol direktörü olması gündemde değil. Baş (sportif direktörümüz / futbol direktörümüz) belli olduktan sonra, alt kadrolarda kimlerin olacağı o zaman oturulup konuşulur. Aklımızda ve görüştüğümüz birkaç isim var. Bu isim yabancı da olabilir. Yabancı olursa, ligimizi tanıması konusu kriterlerden biri..
Mustafa Denizli gündemimizde yok.
Samet Aybaba ile sözleşmemiz sürüyor. Hocamız, sezon başında çok zor bir görevi, çok cesurca üstlendi. Bir “takım” oluşturmaya çalıştı. Elbette işi kolay değil. Bizim belirli stratejilerimiz var. Sezon sonu geldiğinde, futbol direktörlüğümüz kurulup, direktörümüz belli olduğunda oturup konuşuruz; stratejilerimizi masanın üstüne koyarız. Hocamızla devam etmek isteyip istemeyeceğiz o zaman belli olur. Hocamızın da kendi stratejileri var. O da görüşünü söyleyecektir. Bunlar bugünün konuları değil, sezon sonunda konuşacağımız işler.
Yabancı sayısının bu şartlarda (6’sı oynar, 2’si tribünde oturur) devam etmesinden yana değilim. Aslında yerli oyuncu sayısının artmasını isteriz ama bonservis bedelleri anormal yüksek. Bu sebeple kişisel olarak, sözleşme imzalanan 8 yabancının da sahada oynayabilmesini istiyorum.
Gelecek sezon, şimdikinden çok daha iyi bir kadro kuracağız.
Yeni yabancılar transfer edeceğiz. Bonservis bedeli olarak çok yüksek paralar vermeyeceğiz, bu yönde çalışmalarımız var. Ancak birkaç tane, bonservisi nispeten yüksek, kaliteli oyuncu da katacağız kadromuza.
Alper Potuk’un transferi ile ilgili soruya “bireysel olarak, isim üzerinden transfer konuşmak istemiyorum” diye cevap verdi.
Büyük ihtimalle, Hilbert ile yollarımızı ayıracağız. “Hilbert Beşiktaş’la” değil; “Beşiktaş Hilbert’le” sözleşme yenilemek istememektedir. Kendisi sözleşmeli sporcumuzdur. Sahada elinden geleni yapmaya gayret eden bir futbolcudur. Ancak geçen süreçte bizi kırmıştır (bir gazetecinin belirttiğine göre transfer görüşmelerinde -Beşiktaş’ın mali durumu beni ilgilendirmez, ben paramı isterim- demiş. Başkan da itiraz etmedi bu söyleme). Ayrıca şu da var; sağ bekiniz yabancı.. Stoperiniz yabancı.. Orta saha oyuncunuz yabancı.. Santrforunuz yabancı, Türkiye’de santrfor yetişmiyor mesela.. Bazı mevkilerimizi yerli oyuncuya döndürmek istiyoruz. Sağ bek de bunlardan biri.
Fernandes değerli bir futbolcu. Elbette O’nu kazanmak gerekir. Ancak bizim de şartlarımız var. O’nun da şartları olabilir. Sözleşmemiz de devam ediyor kendisiyle. Sezon sonunda oturup konuşuruz. Gelecek sezon için “geceli-gündüzlü!!!...” şartlarımızı koyarız önüne. Beşiktaş menfaatleri doğrultusunda ne yapacağımıza karar veririz.
Almeida da çok değerli ve kaliteli bir futbolcu. Ancak oynadığı maç sayısı benim için çok önemli. Almeida ligin ikinci yarısında oynasaydı, şampiyon bile olabilirdik. Sporcu, kendisine çok iyi bakmak zorunda. Profesyonellik yalnız pazarlık masasında olmaz. Futbol oynamak onların profesyonel mesleği. Bu mesleğin gereği olarak kendilerine iyi bakmak zorundalar zaten. Adale sakatlıkları, iyi çalışmamaktan, maç sonunda rejenerasyon antrenmanlarını iyi yapmamaktan ve iyi beslenmemekten olur...
Basketbol şubesi için isim sponsorları bulacağız, kulübümüze yük olmadan, kendi kendini döndürebilecek gelire kavuşturacağız.
Beşiktaş, uluslararası itibarı olan bir kulüptür. Yakın geçmişte Umre Seyehatim oldu. Orada üzerinde Beşiktaş forması ile Kabe'yi tavaf eden birini gördüm. Tavaf edenlerin içerisinde Beşiktaş forması dışında yalnız 1 tane Real Madrid formalı ziyaretçi gördüm.
İkinci bir Süleyman Seba olmak değil amacım. Lafla değil, icraatla Seba olunur. İslam’ın şartı 5, altıncısı haddini bilmektir!.. Ben icraatlarımla Süleyman Seba'ya yaklaşabilirsem ne mutlu bana...

