Mahalle takımı gibi Beşiktaş!


Mahalli ligde futbola başladığım zaman dünyalar benim olmuştu! İlk antrenmanda meşin topun ayak bileğimi çok ağrıttığını kimseye söylemedim. Bir iki gün ayak ağrısıyla dolaştım. Toplara daha çok kafa vurarak ayağımın yeniden ağrımasına engel olmak niyetiyle çıktığım ikinci idmanımda, uzaydan süzülerek gelen bir ton ağırlığındaki ıslak topa kafa vurmanın hiç de akıl işi olmadığını ilk dokunuşta başım dönerken anlamıştım.. İkinci idmanım bitmeden şuna kanaat getirdim: Futbol, kafayı kullanarak ama ayak ile oynanır…


İsmail ile Ekrem bir arada oynamaz!
Dün Kayseri’de İsmail’i ve Ekrem’i izlerken gerçekten içim acıdı. Bu adamlar futbol oynarken kafalarını da kullanmıyorlar, ayaklarını da!.. Oynadıkları mevkinin hakkından bu kadar gelemeyen, rakipleri karşısında bu kadar ezilen, savunmada ve hücumda hiç bir meziyet sergileyemeyen bu iki BEK! ile Beşiktaş’ın işi olmaz!.. Üzülmez gönderildiğinden beri İsmail sol bekte tek adam. Olacak iş değil. Bu ne biçim kadro planlaması?!.. Senelerdir bu takıma bir sağ bek, bir sol bek transfer etmeyen/edemeyen komitelere; alt yapıdan iki tane bek yetiştiremeyen sorumlulara ne desem az…

Senelerce “Sergen ile Şifo yan yana oyar mı”, “Sergen ile Tümer oynar mı” vb. ikililerin birlikte oynamaları durumunda takıma kazandıracaklarının yanı sıra takıma getirecekleri yükü de tartışıp durduk.. Ben diyorum ki İsmail ile Ekrem bir arada oynamaz! Hem İsmail hem de Ekrem’in aynı anda forma giymeleri, gerçekten bu takıma ağır geliyor. Dikkat edin, zaten oyuna herhangi bir katkıları yok.. Takım bunların yükünü kaldıramıyor. Rakip 11 kişiyle oynarken siz bu ikisinin yüzünden 9 kişi çıkıyorsunuz sahaya. Bunlara bir de orta sahada ve hücumda oynayıp da top kapmakla uzaktan yakından ilgilenmeyen, rakibi zorlamayan adamları eklediğinizde, Beşiktaş gerçekten de çok zorlanıyor. 5-6 kişinin mücadelesiyle maç kurtarmaya çalışan yarım bir takım görüntüsü benim Beşiktaş’ıma hiç yakışmıyor. Bu manzara içimi eritiyor…


Karvalhal benim nazarımda dün bir kez daha sınıfta kalmıştır.
Futbola başladığımda, yalnız koşarak ve kendi aramızda, oyuna hiç müdahalesiz maçlar yaparak geçen idmanların ardından, ilk maçıma çıkarken bir kez daha hayrete düşmüştüm. Formaları dağıtan abi herkese sahanın neresinde duracağını söylüyor ama hiçbir taktik varyasyondan söz etmeden “hadi çıkın oynayın” diyordu.. Sahaya çıktığımızda işlerin nasıl yürüdüğünü anladım. Takımın eskileri ve nispeten daha iyi oynayan, gol atan-attıran orta saha ve hücum oyuncuları vardı. Onlar sahanın içinde takımın her şeyiydi. Kaptan da onlardı, teknik adam da.. Sen aldığın topu kaptırmadan onlardan birine aktarırsan görevini yapmış oluyordun..

Dün Kayseri deplasmanındaki Beşiktaş’ı izlerken o yıllarımı, o takımı hatırladım. Çünkü koskoca Beşiktaş, tıpkı o mahalli lig takımı gibi oynuyordu.. Karvalhal’ın, oradaki ağabey gibi “sen şurada, sen de burada oynuyorsun.. Kaptığınız topları Quaresma’ya ve Simao’ya atın..”dan başka bir numarası olmadığını üzülerek gördük… Beşiktaş, bir iki futbolcusunun laubali davranışı yüzünden daha maça başlarken geriye düşünce, Karvalhal’ın ne yapacağını merak ettim. Hiçbir şey yapmadı. Tamam, daha maçın başıydı ve Quaresma’lı, Simao’lu Beşiktaş nasıl olsa Kayseri’ye gol atardı.. Ama dakikalar ilerledikçe hiç de öyle olmuyordu.. Topa az bir farkla daha çok sahip olan Beşiktaş çok az pozisyona giriyor ve gol atamıyordu. Karvalhal’ın beklenmedik bu duruma karşı beklenmedik bir hamle yapması bekledim.. Öyle ya; büyük adamlar, liderler hep böyle durumlarda birden ortaya çıkar ve durumu kotarırlar. Maalesef stajyer hoca Karvalhal, koskoca 90 dakika boyunca hiçbir şey üretmeden, maçı kenardan izledi. Yorulan adamın yerine aynı mevkiye yenisini alarak, sözüm ona oyun stratejisini devam ettirdi. Hangi oyun stratejisini? Tutmayan, rakibi çözemeyen oyun stratejisini.. Gerçekte var mıydı bir oyun stratejisi Karvalhal’ın? Bence yoktu!

Karvalhal çok iyi bir yardımcı antrenör, futbolculara iyi bir ağabey olabilir. Ama bu haliyle asla bir baş antrenör (teknik direktör) olamaz!..


1-0 kaybedilen Kayseri deplasmanındaki oyunla ilgili söylenecek başka şeyler de var elbette. Fernandes’in hakemi beğenmeyerek adaleti kendi sağlamaya kalkması.. Fernandes atıldıktan 1 dakika sonra rakibin dizine tekme atan ama hakemin atmaya cesaret edemediği Quaresma’nın sakatlanma korkusuyla toplara eskisi gibi giremeyişi.. Simao’nun sahada varlığıyla yokluğunun bir olması.. Fernandes oyundan atılmış olmasına rağmen, Karvalhal’ın kimseyi oyun kurucu olarak görevlendirmeden, Q7 ve Simao’nun ayağına bakarak maçın içine etmesi.. Ernst’in yılgın görüntüsü.. Gencecik Necip’in bitkin görüntüsü.. Toraman gibi bir futbolcunun kenarda tutulması.. Cezalı Almeida'nın yokluğunda Edu dururken maça Pektemek ile başlanması.. İkinci yarıda Beşiktaş’ın sağ kanatsız, sol kanatsız ve oyun kurucusuz oynadığını Karvalhal’ın bir türlü göremeyişi..


Beşiktaş formasının çapında olmayan oyuncu ve teknik adamların takıma doldurulması ve bunun sonucunda Beşiktaş’ımın düşürüldüğü bu kötü durumun müsebbimi olarak doğal olarak Demirören yönetimlerini görüyorum.

Bumerang - Yazarkafe

Google