Beşiktaş Neden Gol Atamıyor?


Şu sıralar cevabı en çok merak edilen soru bu.
Doğru cevap bulunabilirse ya da başka bir deyişle doğru teşhis konulabilirse, geçen sezonun çifte kupalı şampiyonu Beşiktaş'ın bu sezona kan kusarak başlamasına kimin ya da kimlerin sebep olduğu anlaşılacak... Suçluyu bulmaktan öte, bundan sonrası için tedbir alınabilecek ve Beşiktaş'ın puan kayıplarının önüne geçilebilecek. Belki de bunun için Beşiktaşlıların Ocak ayını beklemek zorunda olduğu gerçeği ortaya çıkacak...


Şampiyonluğu getiren ikinci yarıdaki o müthiş performans
Geçen sezonun ikinci yarısında müthiş bir çıkışı vardı Beşiktaş'ın. Öyle ki bu çıkış Kartal'a 2 kupa birden kazandırdı. Peki bir kaç ay öncesinde fırtınalar estiren bu kadro, üstelik bir-iki takviye de yapıldığı halde aynı havayı neden bir türlü yakalayamıyor? Bunu anlayabilmek için geçen sezonun ikinci yarısıyla bugün arasında ne gibi farklar olduğuna bakalım :
Savunmanın ortasında lig boyunca muhteşem bir grafik sergileyen (her nedense Milli takım antrenörlerince bir türlü fark edilmeyen) İbrahim Toraman ve ligin son yarısında neredeyse hiç sakatlanmayan, muhteşem olmasa da istikrarlı bir görüntü çizen Gökhan Zan ikilisinin birbirlerini tamamlayan, rakibe top göstermeyen performansları vardı.
Sol bekte İbrahim Üzülmez sezonu sürüklerken, sağ bekte genellikle Ekrem Dağ oynuyordu. Bu ikili hücumlarda arzu edilen kadar katkı sağlayamasalar da savunmadaki görevlerini başarıyla yaptıklarını söyleyebiliriz.
Tıpkı Üzülmez gibi en belirgin özellikleri olan mücadeleci futbolu ve güçlü fiziğiyle öne çıkan Ekrem, orta sahanın sağında ve solunda görev aldığı maçlarda teknik ekibin yüzünü kara çıkarmadı. Takımı ayakta tutan isimlerden oldu sezon boyunca.
Orta sahanın ortasında yeni gelen Fabian Ernst ve ilk yarıda gözden düşen Eduard Cisse ikilisinin müthiş uyumu vardı. Bu uyum takım savunmasının da bel kemiğini oluşturuyor, rakip atakları başlamadan bitirecek kadar bozuyordu.
Oyun kurucu Matias Delgado sakatlanmış, bu görevi Roddigo Tello ve yeni transfer Yusuf Şimşek üstlenmişlerdi. Filip Holosko zaman zaman sağ çizgide görevlendiriliyor olmasına rağmen, alıp götürdüğü toplarla adeta tek başına goller atıyor ve skora katkıda bulunuyordu.

Gol bölgesinde Nobre'nin sakatlanması nedeniyle mecburiyetten bir arada oynatılan Bobo - Holosko ikilisi, hücuma getirdikleri dinamizm, sergiledikleri muhteşem uyum ve attıkları birbirinden şık gollerle takımı bir anda zirveye taşımıştı.
Uzun lafın kısası;
- Toraman-Zan ikilisi savunmanın bel kemiğini oluşturuyordu.
- Ekrem-Üzülmez ikilisinin güçlü fiziği ve mücadeleci futbolu takımı ayakta tutuyordu.
- Ernst-Cisse ikilisi orta sahanın direncini sağlıyor, üstünlüğü rakibe vermiyorlardı.
- Tello-Yusuf ikilisi topu ve oyun hakimiyetini Beşiktaş'ta tutuyor, forvet oyuncularına asistler yapmanın yanı sıra, önde oynayan Bobo ve Holosko'nun hareketli futbolları sayesinde buldukları boşluklardan kendileri de rakip kaleyi zaman zaman yokluyor, goller buluyorlardı.
- Holosko-Bobo ikilisi birbirini çok iyi tamamlıyor, her maçta goller bularak puanların üçer üçer Beşiktaş hanesine yazılmasını sağlıyorlardı.


Bu sezon ne değişti?
İşte burada analizi iyi yapıp, teşhisi doğru koymak gerekir. Zira neyin değiştiğini, neyin iyi gitmediğini tespit edemezseniz verilen emeğinize de yazık olacak demektir...
- Gökhan Zan Tümer Metin'den de ileri giderek, resmen kaçtı!. Tümer hiç değilse "anlaşırsam kalırım" diyerek Beşiktaş yönetimiyle son bir görüşme yapmaya gelmişti. Zan onu da yapmadı, tasını tarağını topladığı gibi kaçtı. Bunun üzerine Ferrari transfer edildi. Denizli'ye göre Gökhan Zan'a benzer özellikleri nedeniyle tercih edilmişti. Ama bize göre Ferrari Zan'dan bir gömlek daha iyi futbolcu. Geçen sezonun en iyilerinden Toraman, sezon biter bitmez topuk dikeni tedavisine başladı, ameliyat oldu. Yeni yeni form tutmaya başlayan Toraman henüz takıma katılamadı. Denizli, Toraman'ın yerine Sivok'u bu bölgeye monte ederek bu büyük handikaptan etkilenmemeye çalıştı. Ferrari-Sivok ikilisi fena da oynamadı sezon başından beri. Yani savunmanın ortasını idare ettiler.
- Cisse'nin gidip Fink'in gelmesini yadırgamamak gerekir. Zira Cisse gerçekten de Ernst ile birlikte muhteşem bir ikili olduklarından değil, sezon sonu alıcı bulabilmek için ligin ikinci yarısında gerçek kimliğine bürünmeye gayret etti. Gerçekte tam olarak verimli de oynamadı aslında. Ligin ikinci yarısında da bazı maçlarda ruh gibi gezindiğini hâlâ net olarak hatırlıyorum. Orta sahadaki verimi sağlayan baş aktör, Ernst idi. Yani Beşiktaş'ın bugünkü hallere düşmesinin nedeni orta sahanın savunmaya dönük yüzü de değil.
- Sol bekte yeni transfer İsmail Köybaşı oynadı bir kaç maç. Ayağına top yakışan bu gencin bonservis fiyatına bakmaksızın söylüyorum; gelecek vadediyor. Ancak kanattan hücumlara katılmadaki başarısını savunma yaparken gösterdiğini söylemek, bugünkü haliyle mümkün değil. Büyük takımsınız, elbette daha az baskı yiyeceksiniz. Savunma görevindeyseniz ve bu baskıları kıramıyorsanız, onbirde oynamanız da çok zor olur. Nitekim öyle de oldu. Ama Denizli nedense eldeki tek adres Üzülmez iken Ekrem'i sol bekte deniyor. Açık söyleyeyim, savunma yaparken fizik gücü dışında Ekrem'in İsmail'den hiç bir artısı yok. Üzerine doğru gelen rakibe çalım yerim korkusuyla hamle yapmayarak orta yapmasına / şut atmasına izin veren bek, bek değildir...
- Sağ bekte bir diğer yeni transfer Erhan Güven'le başladı Beşiktaş sezona. Genç görünümü nedeniyle bütün spor otoriteleri tarafından "genç oyuncu" olarak lanse edilen! Erhan, aslında 15.05.1982 doğumlu ve 27 yaşında. Bu transferde Ankaraspor'a üzerine para da verilerek takas edilen Aydın Karabulut ise 25.01.1988 doğumlu ve 21 yaşındaydı... Bir kaç maçta göndük ki Erhan Beşiktaş'ın aradığı adam değil. Erhan'ın hücumlara çıkışları etkisiz, savunması ise yetersiz kalıyor. Maç spikerleri genç diyor ya, millet de bekliyor kendisini geliştirir diye. Arkadaşlar Erhan bu kadar, daha gelişmez...
O zaman birinci problemi bulduk: Sağ ve sol bek mevkii sancılı, verimsiz, katkısız.

Devam edelim..
- Geçen sezonun ikinci yarısında yeni transfer edilen ve sakatlığının etkisinden bir kaç haftada ancak kurtulan Yusuf form tuttukça takıma katılıyor, bu sayede Denizli Tello'yu bazen sağ çizgide değerlendiriyordu. Tello sağ kanatta maç başına 2-3 şut atmanın ötesinde bir katkı yapamıyor ama bu şutlarındaki yüksek isabet yüzdesi ve bulduğu kritik goller nedeniyle Denizli'nin 'ters ayaklı oyuncu' etiketini yemekten ve sağ kanatta görev almaktan kurtulamıyordu. Buna rağmen Yusuf ev Tello ikilisinin birlikte sergiledikleri performans, Beşiktaş orta alanının üretkenliğini sağlamaya yetiyordu.
Bu sezona girerken Yusuf yine sakatlandı! Delgado zaten sakat... Büyük umutlarla transfer edilen Tabata henüz beklenen uyumu ve performansı sergileyemedi. Geçen sezonun ikinci yarısındaki çok başarılı dönemde Yusuf'la birlikte sergiledikleri performansla, kazanılan kupalarda önemli katkıları bulunan Tello adeta yalnızları oynuyor. Tabata ile beklenen uyumu sağlayamamasının yanı sıra sanki Yusuf'suz oynamak istemiyormuşçasına sergilediği düşük performans, takımın hücum gücünü oldukça kötü etkiliyor.

İşte ikinci problemi de bulduk: Orta sahada oyun kurmakla görevli elemanlardan henüz tam anlamıyla yararlanılamıyor. Birinci işi gol pozisyonu üretmek olan bu elemanların sıkıntısı, son şampiyonu gol atamayan bir ekip haline döndürdü.

Devam edelim..

Denizli, sezona transfer beklentisiyle başlayan ancak gerekli şartlar oluşmadığı için gitmesine izin verilmeyen Bobo'yu, 4-2-3-1 sisteminde orta üçlünün solunda oynatarak başladı. Sol kanadı yeterince etkin kullanamayan Bobo gollük pozisyon hazırlamada yetersiz kaldığı gibi kendisi de o kanadı zorlayıp gol pozisyonlarına giremedi. Aynı şekilde, Avrupa'nın dikkat çeken hücum oyuncularından biri olan Holosko da gol bölgesinden uzaklarda, sağ kanatta değerlendiriliyor Denizli tarafından. Nobre'nin de sakat olduğu maçlarda yeni transfer edilen ve askerlik görevi nedeniyle sezon öncesi kampına katılamamış, formsuz Nihat'ı ileride "tek" forvet oynatınca, Denizli Beşiktaş hücumlarını tek başına katletti desek yanışmış olmayız.
Bir kere her takımın çift stoperi uzun, kalıplı çocuklar. Siz Nihat'ı "tek" başına onların arasına atıyorsunuz. Nihat'ı ille de santrfor oynatacaksanız, Nobre gibi boğuşan bir santrforla ya da Bobo gibi vücudunu iyi kullanan bir santrforla ya da olmadı Holosko gibi hızlı ve teknik bir adamla ikili olarak kullansanız, anlarız. Siz Nihat'ı yalnız bırakıyorsunuz...
Aslında Nihat'ın Bobo ve Holosko ile birlikte hücum yapmalarını bekliyorsunuz. İyi fikir. Üç etkili silah birden.. Ama siz "şablonunuz gereği" bu üç adamın arasında 20'şer metre mesafe koyuyorsunuz! Bobo-Holosko-Nihat, top kapmaya orta çizgiye kadar gelmek zorundalar, zira arkalarında top yapan, pas atan, forvetlere servis yapan, top taşıyan biri yok. bu üçlü topu kaptığı anda her birinin arasında 20'şer metre ve topu kapanla rakip kale arasında da 50 metre bulunuyor. Elbette rakip de zaten kendi yarı alanına yığılmış. Yani Bobo-holosko-Nihat geride topla buluştuğu anda önünde, en az 15 kişinin bulunduğu ve katetmesi imkansız uzun bir alan bulunuyor.
Üçüncü problemi de bulduk. Forvetler bana göre şablon gereği etkisiz kalıyorlar.
Çözüm için anahtar Denizli'de ve futbolcularda
Orta alanın, forvet oyuncularına gol pozisyonu hazırlayabilmesi için Yusuf'un takıma dönmesi, Tabata'nın bir an önce uyum sağlaması ve Tello'nun kendini biraz daha zorlaması gerek ve yeter şart. Bu arada Tabata'dan ben de çok ümitliydim. Ancak oynadığı kadarıyla sanki Beşiktaş'ın oyun kuruculuğuna bir gömlek küçük gibi geldi bana. İnşallah zamanla, uyum sağladıkça çok daha iyi olur...
Bir de şut meselesi var.. Beşiktaş şut atmıyor. Atıyor da, o kadar az atıyor ki ona şut atmak denmez.. Orta saha elemanları bol bol şut atmalı. Forvetler ceza sahasına girer girmez sert ve isabetli şutlar atmalılar. Özellikle Nihat ve Holosko gibi iki çabuk adamı var Kartal'ın. Bu şutlardan dönen topları rahatlıkla tamamlar bu ikili...
Denizli'nin ortadaki mevcut şartlara kendi doğrularında esnekliğe gideceğini, takımda geçen sezonun ikinci yarısında olduğu gibi iskelet ikililerin bulunmasını sağlayacağını, Holosko ve Bobo'dan rakip ceza sahası içerisinde daha fazla yararlanacağını ümitle bekliyorum.
Beşiktaşlı futbolcuların tamamına, rakip ceza sahasının mayınlı arazi olmadığını hatırlatmak istiyorum. Özellikle orta alanda servis yapmasını beklediğimiz Yusuf, Tello, Tabata ve bu sezon yakaladığı müthiş çıkışı sürdüreceğine inandığım Serdar Özkan gibi oyuncuların, rakip ceza sahasına daha çok dalmaları, oyunu oraya sıkıştırmaları ve rakibi hataya zorlamaları gerekir. Gol böyle gelir...
Beklerde oynayan oyuncuların rakip korner direğine kadar inip sert-ters ortalar yapmaları gerekiyor. Gol böyle gelir...
Forvet elemanlarının rakip ceza sahasında yaşamaları gerekiyor. Gol böyle gelir...
Bir de sorum var teknik heyete : Beşiktaş neden 4-4-2 veya Tigana'nın yaptığı gibi 4-1-3-2 oynamıyor? Tigana'nın kadrosundan daha müsait bugünkü kadro bu sisteme...

Bumerang - Yazarkafe

Google