Futbol çok bilinmeyenli denklem mi?
Elbette önce bir hücum ve savunma stratejisi geliştirirsiniz kafanızda.
Bir takımın temel prensipleri vardır. Tüm stratejilerinizi bu temel prensipleriniz doğrultusunda geliştirirsiniz.
Küme düşmemeye oynayan bir takımla, ortaların biraz üstünde, ilk 10'da olmak isteyen bir takımın ve nihayet sezonu şampiyonlukla kapatmak isteyen bir takımın prensipleri elbette farklı olacaktır. Hele siz Beşiktaş iseniz, kendinize has ve şaşmaz bir takım ekstra prensipleriniz olmalıdır... Örneğin maça çıkarken "önce kaybetmemek", "önce gol bulmak", "1-0 olun bizim olsun", "farklı kazanmalıyım" gibi ön şartlarınız olmalıdır. Başlangıçta bahsettiğimiz konumunuza göre bazı "olmazsa olmazlarınızı" maçtan maça değiştiremezsiniz.
Trabzon'dan 1 puan hedefleyerek şampiyon olunmaz! Şampiyon olmak istiyorsanız, hele siz Beşiktaş iseniz, değil Trabzon deplasmanı, Mars deplasmanına giderken bile "kazanmaya" gideceksiniz. Ligin son maçı olur, 1 puan size yeter, anlarız.. Ama ligin başı ve liderlik mücadelesine girmişsiniz, 1 puan hedefini anlamayız!..
Maç başladı, ilk iş hem kendi takımınızı hem de rakibinizi okuyacaksınız. Her iki takımın da etkili ve zayıf yönlerini iyi etüd etmelisiniz. Vaktiniz de kısıtlı olduğundan, kısa zamanda doğru kararlar verip, doğru hamlelerle maçı "istediğiniz havaya" sokmalısınız. Zaten bunu yapamıyorsanız, şampiyonluk hedefleyen bir takımın başında işiniz de yoktur..
Temel prensipleriniz doğrultusunda stratejilerinizi belirlediniz.
Buna göre oyun sisteminizi ve şablonunuzu da belirlediniz.
Son olarak onbire ve yedeklere kimi alacağınıza karar vermek üzeresiniz..
Sakat ve cezalıları ayırdınız.. Form durumu berbat olan birkaç kişiyi de ayıkladınız..
Kalan sağları kağıda yazarken önce "kim nerede ne verimli oynar" sorusunun cevabını vermelisiniz kendi kendinize..
Herkes gibi önce Tello örneğinden yola çıkalım.
Bu adamı transfer ederken zaten sol bek oynuyormuş, öyle söylemiştiniz.
Ama ortada şöyle de bir gerçek var : Geçen sezon ligimizin yabancısıyken soldan en çok isabetli orta-asist yapan, şut atan ve goller bulan, en kilitlenmiş maçlarda attırdığı gollerle kilidi kıran oyuncumuz Tello'ydu. Ne yapalım daha önce bek oynadıysa? Bu adamın hücumdaki verimi, savunmadaki veriminde çok daha iyi. Bu durumda bu adamı savunmada oynatmak, bu adamdan (örneğin) yüzde 80 verim almak dururken, yüzde 50'ye razıyım demektir. Böyle bir lüksünüz var mı???
Aydın git gide yükselen başarı çizgisiyle onburu haketti, evet. Ama Aydın sol açıkta Tello'dan daha verimli değil, bunu biliyorsunuz. Diyelim ki aynı verimi sağladı. Ama savunmayı riske atmaya değer mi? Üstelik Mustafa Denizli'nin dediği gibi "arada kategori farkı var". Ümit milli maçın zorluk derecesiyle bu Trabzonspor'a karşı deplasmanda liderlik mücadelesi vermenin kategori farkı var...
Herşeye rağmen sol kanatta bu tercihlerle başladınız. Fakat hem hücumda hem de özellikle savunmada aksamakta olduğumuzu görmenize rağmen neden tedbir almadınız? Bütün Türkiye'nin gördüğünü görememiş olamazsınız. Tello savunmada dökülürken, Aydın da hücumda hiç varlık gösteremedi. Ta ki Trabzonspor'lu Serkan oyunda çıkana dek, sol kanadımız felç oldu. Trabzonspor'un neredeyse bütün etkili atakları sol kanadımızdan geldi... Savunması zayıf iki futbolcuyu buraya koyunca sol kanadımızın direnci çok düşük kaldı. Allah'tan, Yattara yoktu... Serkan oyundan çıktıktan sonra Tello hücumlara katılabildi. Beşiktaş'ın etkili pozisyonları da bundan sonra geldi zaten.
Trabzon maçını kazanmak için hiçbir hamle yapmayışını, Ertuğrul hocanın kaybetmekten korktuğu şeklinde yorumladık.
Bana göre maçı koparmak bir kaç hamle vardı yapılması gereken.. Rakibin sahanın ortasında gelmediğini/gelemediği gördükten sonra Uğur'u oyundan alıp, Nobre'yle başlardım ikinci yarıya. Bobo tek başına Song-Egemen kıskacında boğuldu. Nobre'yle birlikte bastırmaları halinde goy bulabilirlerdi. Yine ikinci yarıya çıkarken Aydın'ı çıkarıp, sol beke birini alıp, Tello'yu ileri sürerdim. Yalnız bu iki hamli bile maçı koparmaya yeterdi...
Ertuğrul hoca geçen sezon puan kaybedilen maçlardan sonra "hatalarımızdan ders alıyoruz" diyordu. Teknik direktörlük kariyerinin henüz başlarında olması, genç olması, istekli olması ve Beşiktaşlı olması, sabır gösterilmesindeki en büyük etkenlerdi. Ama bu sabrın asıl besleyicisi, kadronun umut vermesiydi. Savunmadaki (ya da takım savunmasındaki) aksaklıklar giderildiğinde, bu takımın çok iş yapacağına olan inançtı.. Bu sezon savunmaya ve orta sahaya iyi transferler yapıldı. Artık takım savunması daha başarıyla yapılacak. Ama Ertuğrul hoca takım savunmasını başarabilmek için golcü sayısını azaltmayı tercih edince, takım gol atmakta zorlanmaya başladı.. Biri Holosko olmak üzere çift forvet oynamalı bu takım. Özellikle Türkiye Liginde herkese karşı çift forvet oynamalı.
Bu noktada Holosko geliyor gündeme.
Sayın Sağlam, Türkiye liglerinin gördüğü en iyi hücumculardan biri olan Holosko'yu rakip kaleye oldukça uzak bir bölgede görevlendirerek, Holosko'nun verimini ve buna bağlı olarak Beşiktaş'ın hücum gücünü hissedilir oranda düşürüyor... Bu da rakiplerin işine yarıyor tabi..
Bobo, Holosko, Delgado ve Serdar Özkan, bu takımın hücum timini oluşturuyor. Bu adamları birbirinden 20'şer metre aralıkla sahaya dizmek akıl kârı değil.. Dolayısıyla bir an önce oyun şablonunda ve hücum anlayışında revizyona gitmek en mantıklısı...
- Ana Sayfa
- Beşiktaş'tan Haberler
- Futbol
- Basketbol
- Voleybol
- Hentbol
- Beşiktaş Hakkında
- Kulüp Kimliği
- Oyuncu Kadrosu
- Teknik Kadro
- Yönetim Kurulu
- BJK İnönü Stadı
- Önerilen Siteler
- Beşiktaş Resmi Sitesi
- Kartal Yuvası Mağazası
- Beşiktaş Dergisi
- Yavru Kartal Dergisi
- Serencebey Gazetesi
- BJK.COM

